|
Kategorie |
Türkisch |
Englisch |
|
| General |
|
| 1 |
General |
hem avrupalı hem de siyahi kökenden gelen kimse veya bu kimselerin konuştuğu dil |
creole n. |
|
| 2 |
General |
hem geçişli hem de geçişsiz olabilen eylemler |
ergative verbs n. |
|
|
|
| 3 |
General |
hem karada hem de suda işleyebilen taşıtlar |
amphibian n. |
|
| 4 |
General |
hem karada hem de denizde yaşayan canlı |
amphibian n. |
|
| 5 |
General |
hem et hem de balıktan oluşan öğün |
surf and turf n. |
|
| 6 |
General |
hem et hem de balıktan oluşan öğün |
surf 'n' turf n. |
|
| 7 |
General |
kelimenin hem başına hem de sonuna getirilen ek |
circumfix n. |
|
| 8 |
General |
aynı anda hem özne hem de nesne konumunda olma durumu |
assujetissement n. |
|
| 9 |
General |
aynı yere giden kişilerin her ay birinin aracını ortaklaşa kullanarak hem trafik sıkışıklığını hem de yakıt vb gibi masrafları azaltması |
rideshare n. |
|
| 10 |
General |
aynı yere giden kişilerin her ay birinin aracını ortaklaşa kullanarak hem trafik sıkışıklığını hem de yakıt vb gibi masrafları azaltması |
car-sharing n. |
|
| 11 |
General |
aynı yere giden kişilerin her ay birinin aracını ortaklaşa kullanarak hem trafik sıkışıklığını hem de yakıt vb gibi masrafları azaltması |
ride-sharing n. |
|
| 12 |
General |
aynı yere giden kişilerin her ay birinin aracını ortaklaşa kullanarak hem trafik sıkışıklığını hem de yakıt vb gibi masrafları azaltması |
covoiturage n. |
|
| 13 |
General |
aynı yere giden kişilerin her ay birinin aracını ortaklaşa kullanarak hem trafik sıkışıklığını hem de yakıt vb gibi masrafları azaltması |
carpool n. |
|
| 14 |
General |
aynı yere giden kişilerin her ay birinin aracını ortaklaşa kullanarak hem trafik sıkışıklığını hem de yakıt vb gibi masrafları azaltması |
carpooling n. |
|
| 15 |
General |
aynı yere giden kişilerin her ay birinin aracını ortaklaşa kullanarak hem trafik sıkışıklığını hem de yakıt vb gibi masrafları azaltması |
lift-sharing n. |
|
| 16 |
General |
hem içe kapanık hem de dışa dönük kişi |
ambivert n. |
|
| 17 |
General |
hem erkeklerin hem de kadınların kullandığı parfüm |
unisex fragrance n. |
|
| 18 |
General |
aynı ismin hem cins hem de tür adı olarak kullanılması |
tautonym n. |
|
| 19 |
General |
hem komik hem de trajik unsurları taşıyan olay veya durum |
tragicomedy n. |
|
| 20 |
General |
hem sağ hem de sol el için ayarlanabilir testeresi olan kereste makinesi |
twin band mill n. |
|
| 21 |
General |
aynı anda hem iyi bir eş olan hem de profesyonel bir kariyere sahip olabilen bir kadın |
wonder woman n. |
|
| 22 |
General |
saksonya kralının himayesi ile 1715 civarında dresden yakınlarındaki meissen'de üretilmeye başlanan, hem süs hem de sofra takımı olarak kullanılan sert hamurlu bir porselen |
meissen ware n. |
|
|
|
| 23 |
General |
saksonya kralının himayesi ile 1715 civarında dresden yakınlarındaki meissen'de üretilmeye başlanan, hem süs hem de sofra takımı olarak kullanılan sert hamurlu bir porselen |
meissen n. |
|
| 24 |
General |
saksonya kralının himayesi ile 1715 civarında dresden yakınlarındaki meissen'de üretilmeye başlanan, hem süs hem de sofra takımı olarak kullanılan sert hamurlu bir porselen |
meissen china n. |
|
| 25 |
General |
her bir parçasının hem bir araç hem de amaç olduğu bir varlık |
organism n. |
|
| 26 |
General |
hem trajik hem de komik yönleri ortaya koyan |
tragicomical adj. |
|
| 27 |
General |
hem trajik hem de komik yönleri ortaya koyan |
tragi-comic adj. |
|
| 28 |
General |
hem trajik hem de komik yönleri ortaya koyan |
tragicomic adj. |
|
| 29 |
General |
hem malaylar'a hem de endonezyalılar'a dair |
malayo-indonesian adj. |
|
| 30 |
General |
hem malaylar'a hem de endonezyalılar'a ait |
malayo-indonesian adj. |
|
| 31 |
General |
hem malaylar'a hem de endonezyalılar'a özgü |
malayo-indonesian adj. |
|
| 32 |
General |
abd'nin hem doğu hem de batı kıyılarına dair |
bicoastal adj. |
|
| 33 |
General |
abd'nin hem doğu hem de batı kıyılarına ait |
bicoastal adj. |
|
| 34 |
General |
abd'nin hem doğu hem de batı kıyılarını içeren |
bicoastal adj. |
|
| 35 |
General |
esas boyutun hem üstünde hem de altında varyasyona izin veren bir tolerans spesifikasyonuna ait veya ilgili |
bilateral adj. |
|
| 36 |
General |
hem de nasıl |
wicked adj. |
|
| 37 |
General |
hem erkek hem de dişi üreme organları bulunan (bitki veya hayvan) |
hermaphroditic adj. |
|
| 38 |
General |
hem kuzey hem de güney dakota'ya ait |
dakota adj. |
|
| 39 |
General |
hem kuzey hem de güney dakota ile ilgili |
dakota adj. |
|
| 40 |
General |
aynı anda hem dört kenarlı düşey bir prizmanın kenarlarına hem de yatay bir prizmaya paralel olan dilinimleri bulunan |
diprismatic adj. |
|
| 41 |
General |
hem paralel olmayan hem de kesişmeyen |
offset adj. |
|
| 42 |
General |
hem de nasıl |
fucking adj. |
|
| 43 |
General |
hem hem de |
cum prep. |
|
| 44 |
General |
hem ... hem de |
as well as conj. |
|
| 45 |
General |
hem hem de |
both and conj. |
|
| 46 |
General |
hem... hem de |
both... and conj. |
|
| 47 |
General |
hem... hem de... |
and conj. |
|
| 48 |
General |
hem de nasıl! |
rather! interj. |
|
| 49 |
General |
hem ... hem de ... |
both ... and ... expr. |
|
| Phrases |
|
| 50 |
Phrases |
..., hem de! |
no less! expr. |
|
| 51 |
Phrases |
hem de her açıdan |
only in every way expr. |
|
| 52 |
Phrases |
hem ondan hem de şundan |
a little from column a, a little from column b expr. |
|
| Proverb |
|
| 53 |
Proverb |
hem tanrının hem de paranın emrinde olunamaz |
you cannot serve god and mammon |
|
| 54 |
Proverb |
hem tanrının hem de paranın emrinde olunamaz |
you can't serve (both) god and mammon |
|
| Colloquial |
|
| 55 |
Colloquial |
hem ev işlerini yürüten hem de tam zamanlı işi olan anne |
supermom [us] n. |
|
| 56 |
Colloquial |
hem hem de (her ikisi de) |
cum adj. |
|
| 57 |
Colloquial |
hem ... hem de |
slash conj. |
|
| 58 |
Colloquial |
hem ... hem de |
all in one expr. |
|
| 59 |
Colloquial |
hem bak/hem de/hadi ama (bir şey de) var |
can't be bad expr. |
|
| 60 |
Colloquial |
hem de büyük farkla |
and it's not even close expr. |
|
| 61 |
Colloquial |
hem de açık ara |
and it's not even close expr. |
|
| 62 |
Colloquial |
hem de hiç |
not one little bit expr. |
|
|
|
| 63 |
Colloquial |
hem de çok iyi/yakından (bilmek/tanımak) |
only too well expr. |
|
| Idioms |
|
| 64 |
Idioms |
hem yararlı hem de zararlı durum |
two-edged sword n. |
|
| 65 |
Idioms |
hem yararlı hem de zararlı durum |
double-edged sword n. |
|
| 66 |
Idioms |
hem yararlı hem de zararlı durum |
a double-edged sword n. |
|
| 67 |
Idioms |
bir kişinin hem görünüşü hem de davranışları itibariyle siyahileri taklit etmesi |
blackfishing n. |
|
| 68 |
Idioms |
hem zihinsel hem de fiziksel güç/kuvvet |
brains and brawn n. |
|
| 69 |
Idioms |
hem beyin hem de beden kası |
brains and brawn n. |
|
| 70 |
Idioms |
hem yargılayan hem ceza veren hem de cezayı uygulayan kimse |
judge, jury, and executioner n. |
|
| 71 |
Idioms |
hem lehine hem de aleyhine olmak |
cut both ways v. |
|
| 72 |
Idioms |
yıkıma uğramak (hem gerçek anlamıyla hem de mecazi anlamda) |
go under the wrecking ball v. |
|
| 73 |
Idioms |
hem lehine hem de aleyhine olmak |
cut two ways v. |
|
| 74 |
Idioms |
hem çalışıp çabalamayayım hem de çok para kazanayım demek |
want (one's) bread buttered on both sides v. |
|
| 75 |
Idioms |
aynı cümle içinde hem (bir şeyi) hem de (onun zıddını) söylemek |
say something in the same breath v. |
|
| 76 |
Idioms |
hem avantajı hem de dezavantajı olmak |
be a double-edged weapon v. |
|
| 77 |
Idioms |
hem avantajı hem de dezavantajı olmak |
be a double-edged sword v. |
|
| 78 |
Idioms |
hem hemcinsiyle hem de karşı cinsle cinsel ilişki yaşamak |
bat for both teams v. |
|
| 79 |
Idioms |
hem hemcinslerine hem de karşı cinse ilgi duymak |
bat for both teams v. |
|
| 80 |
Idioms |
hem çalışıp çabalamayayım hem de çok para kazanayım demek |
want your bread buttered on both sides v. |
|
| 81 |
Idioms |
hem de nasıl! |
and how! expr. |
|
| 82 |
Idioms |
hem de hiç |
not one whit [old-fashioned] expr. |
|
| 83 |
Idioms |
hem de bir şey |
not to mention something expr. |
|
| Speaking |
|
| 84 |
Speaking |
hem de hiç |
ever adv. |
|
| 85 |
Speaking |
hem de nasıl! |
I should say so! expr. |
|
| 86 |
Speaking |
hem de nasıl! |
and how! expr. |
|
| 87 |
Speaking |
hem de nasıl! |
you said it! expr. |
|
| 88 |
Speaking |
hem de nasıl! |
absolutely! expr. |
|
| 89 |
Speaking |
hem de ne biçim |
and how expr. |
|
| 90 |
Speaking |
hem de o biçim |
and how expr. |
|
| 91 |
Speaking |
hem de nasıl |
and how expr. |
|
| 92 |
Speaking |
hem de nasıl! |
indeed! expr. |
|
| 93 |
Speaking |
hem de nasıl |
big time expr. |
|
| 94 |
Speaking |
hem zeki hem de şanslı olmak bu olsa gerek |
this is what it must be like to be smart and lucky expr. |
|
| Trade/Economic |
|
| 95 |
Trade/Economic |
menkul kıymetlerin hem satın alınmasında hem de satılmasında çok zarar etme |
whipsawing n. |
|
| 96 |
Trade/Economic |
bir malın veya hizmetin hem üretim araçlarının hem de dağıtımının bir kuruluş tarafından sahiplenilmesi |
vertical integration n. |
|
| 97 |
Trade/Economic |
sınır ötesi finansal kiralama işlemlerinde, ilgili ülke yasaları açısından, vergi amacıyla hem kiraya verenin hem de kiralayanın, kiralanan malın sahibi olarak kabul edilmesi durumu |
double dip lease n. |
|
| 98 |
Trade/Economic |
hem toptancıya hem de perakendeciye satış yapan distribütör |
semi jobber n. |
|
| 99 |
Trade/Economic |
bir broker’ın aynı menkul kıymetle ilgili emirleri tutarak hem alım hem de satım emirlerini aynı anda gerçekleştirdiği işlemler |
cross trades n. |
|
| 100 |
Trade/Economic |
hem işçilerden hem de işverenlerden kesilerek aidatla kurulmuş emeklilik fonu |
contributory pension n. |
|
| 101 |
Trade/Economic |
hem tahvil hem de hisse senedi içeren menkul kıymet portföyü |
balanced fund n. |
|
| 102 |
Trade/Economic |
(ingiltere'de) hem işverenlerin hem de işçilerin ücretler, çalışma saatleri gibi sorunları çözdüğü kalıcı gönüllü kurullar sistemi |
whitleyism n. |
|
| 103 |
Trade/Economic |
hem kitapçılarda hem de kitapçı olmayan perakende satış yerlerinde satılmak üzere tasarlanmış |
mass-market adj. |
|
| 104 |
Trade/Economic |
hem fiziksel mağazası hem de internet üzerinden satışı olan (firma) |
click-and-mortar adj. |
|
| 105 |
Trade/Economic |
hem fiziksel mağazası hem de internet üzerinden satışı olan (firma) |
clicks-and-mortar adj. |
|
| Law |
|
| 106 |
Law |
davacının hem haksız fiil hem de akitten doğan dava hakkına sahip olduğu durumlarda akitten doğan dava hakkını kullanması |
waiver of court n. |
|
| 107 |
Law |
hem menkul ve hem de gayrimenkul niteliğinde olan eşya |
mixed property n. |
|
| 108 |
Law |
hem kan bağı hem de evlat edinmeden doğan akrabalık |
mixed cognation n. |
|
| 109 |
Law |
hem hapis cezası hem de tazminat istemiyle açılan dava |
mixed action n. |
|
| 110 |
Law |
hem gayrimenkul hem de tazminat hakkındaki dava |
mixed action n. |
|
| 111 |
Law |
hem davalı hem de davacıdan rüşvet alan jüri üyesi |
ambidexter n. |
|
| 112 |
Law |
(iskoç hukukunda) hem kasabadaki hem de kırsal bölgelerdeki kiracıların taşınma günü olan 15 mayıs günü |
whitsunday n. |
|
| 113 |
Law |
(iskoç hukukunda) hem kasabadaki hem de kırsal bölgelerdeki kiracıların taşınma günü olan 15 mayıs günü |
whit sunday n. |
|
| 114 |
Law |
hem davacı ve hem de davalı sıfatıyla mahkeme önüne çıkmak |
ester in judgment v. |
|
| 115 |
Law |
hem davacı ve hem de davalı sıfatıyla mahkeme önüne çıkmak |
enter an appearance v. |
|
| 116 |
Law |
hem devlet hem de özel şahıs veya ticari kuruluşların müşterek mülkiyetini içeren |
mixed adj. |
|
| Politics |
|
| 117 |
Politics |
hem asil hem de kölelerden kurulu meclis |
comitia centuriata n. |
|
| 118 |
Politics |
abd'nin kuzey amerika'nın tamamına yayılmasının hem bir hak hem de görev olduğunu öne süren bir 19. yüzyıl öğretisi |
manifest destiny n. |
|
| Industry |
|
| 119 |
Industry |
hem ürünlerin imalatını yapan hem de satış sonrası hizmetler veren (işletme) |
manu-service adj. |
|
| Insurance |
|
| 120 |
Insurance |
hem işverenlere hem de çalışanlara katkıda bulunan (sigorta veya emeklilik planı) |
contributory adj. |
|
| Tourism |
|
| 121 |
Tourism |
hem kumarhane hem de pansiyon içeren bina |
hotel-casino n. |
|
| Technical |
|
| 122 |
Technical |
aynı endüviden hem doğru ve hem de alternatif akım sağlayan üreteç |
double current generator n. |
|
| 123 |
Technical |
hem gemi hem de yük için yapılan çift sigorta |
double insurance n. |
|
| 124 |
Technical |
hem difüzörleri ve hem de volüt hücresi olan santrfüj pompa |
volute turbine pump n. |
|
| 125 |
Technical |
hem başı hem de sapı tornalamada kullanılan delgi |
wimble n. |
|
| 126 |
Technical |
ortorombik kristalin hem dikey eksene hem de daha kısa yanal eksene paralel düzlemi |
brachypinacoid n. |
|
| 127 |
Technical |
gözlemcinin bulunduğu noktadan geçen gerçek kuzey-güney çizgisi ile hem bu noktadan hem de yeryüzündeki bir başka noktadan geçen büyük daire arasındaki açı |
direction n. |
|
| 128 |
Technical |
cismin hem öteleme hem de dönme hareketi yapması |
instantaneous axis of rotation n. |
|
| 129 |
Technical |
tek bir kompakt birim içerisinde hem güç kaynağı hem de elektronik flaş lambası içeren elektronik flaş sistemi |
flash unit n. |
|
| 130 |
Technical |
hem ışık ve hem de ısıyla ilgili |
photothermic adj. |
|
| 131 |
Technical |
hem pil hem de güneş enerjisiyle çalışan |
two way power adj. |
|
| 132 |
Technical |
eğitimde hem işitsel hem de görsel araçları kullanan |
visual–auditory adj. |
|
| Computer |
|
| 133 |
Computer |
ana işlemcinin hem kayan nokta hem de tam sayı işlemlerini test eden karşılaştırmalı değerlendirme programı |
whetstone n. |
|
| Telecom |
|
| 134 |
Telecom |
hem verici hem de alıcı ekipmanı kullanarak iki yönde iletişime izin veren |
two-way adj. |
|
| Radio |
|
| 135 |
Radio |
bir tüpün hem osilatör hem de dedektör olarak kullanıldığı heterodin bir telsiz aleti |
autodyne n. |
|
| Textile |
|
| 136 |
Textile |
19. yy'da hem kadınlar hem de erkekler tarafından giyilen kısa pelerin |
talma n. |
|
| Automotive |
|
| 137 |
Automotive |
hem elektrik enerjisi ile hem de benzinle çalışan araba |
hybridcar n. |
|
| 138 |
Automotive |
hem elektrik enerjisi ile hem de benzinle çalışan araba |
hybrid car n. |
|
| Transportation |
|
| 139 |
Transportation |
hem karada hem de suda gidebilen hafif bir taşıma aracı |
weasel n. |
|
| 140 |
Transportation |
hem demiryolunu hem de karayolunu içeren konteynerli taşıma hizmeti |
freightliner [uk] n. |
|
| Traffic |
|
| 141 |
Traffic |
kişiye hem sesli hem de görsel olarak gideceği yeri tarif eden bir gps sistemi |
turn-by-turn navigation n. |
|
| Railway |
|
| 142 |
Railway |
hem yolcu hem de yük vagonlarından oluşan (tren) |
mixed adj. |
|
| Aeronautic |
|
| 143 |
Aeronautic |
hem flap hem de kanatçık olarak görev yapan kumanda yüzeyi |
control surface acting as flaps and aileron n. |
|
| 144 |
Aeronautic |
hem karada hem de suda yürütülen operasyonlarda helikopter grubu/birlik komutanı için birincil doğrudan kontrol kuruluşu |
helicopter direction center n. |
|
| 145 |
Aeronautic |
hava taşıtında kanat üzerinde hem kanatçık hem de yanal dengeyi sağlama görevi gören kontrol yüzeyi |
flaperon n. |
|
| Marine |
|
| 146 |
Marine |
hem yolcu hem de kara taşıtı taşıyan gemi |
car ferry n. |
|
| 147 |
Marine |
hem havada hem de karada gidebilen tekne |
hovercraft n. |
|
| Petrol |
|
| 148 |
Petrol |
hem ham petrol hem de gazyağının olası bileşeni olan, yapay olarak üretilebilen renksiz bir sıvı |
tridecane n. |
|
| Medical |
|
| 149 |
Medical |
hem anne hem de bebeğin sağlığı ile ilgilenen bilim dalı |
perinatology n. |
|
| 150 |
Medical |
hem anne hem de bebeğin sağlığı ile ilgilenen bilim dalı |
maternal-fetal medicine n. |
|